Londra’da Yaşamak için 10 Neden

Facebooktwittergoogle_plusFacebooktwittergoogle_plus

 

Sekiz yıldır Londra’da yaşıyorum. Eğitim için geldim, sonra iş bulunca kaldım. Genelde Türkiye’de bana, özellikle de akrabalar tarafından sorulan soru, neden oraya gittin, gittin de kaldın, neden Türkiye’ye dönmüyorsun oluyor. Yanıtlarım aşağıda. Tabii ki akrabalara cevap olsun diye değil, buraya yerleşmeyi düşünenlere yardımcı olur diye yazdım 🙂 Gerçi bu listedeki bazı maddeler, İngiltere’nin diğer kentleri veya Avrupa için de geçerli ama olsun. Londra’yı sevmemin nedenlerine gelince, işte size Londra’da yaşamak için 10 neden!:

1-Özgürlük, bireye saygı ve kültürel çeşitlilik: Hiç kimse sizin ne giydiğinize, ne yediğinize, nasıl göründüğünüze karışmaz. Mini etek, tayt taciz nedeni olarak; bunları giyenler dinsiz, kafir, münafık, günahkar olarak görülmez. İnsanlar sizin işinize burnunu sokmaz, kendi işine bakar. Meraklarıyla sizi canınızdan bezdirmezler. Mesela okuyorsanız okul ne zaman bitecek, bekarsanız ne zaman evleneceksin, evliyseniz niye hala çocuk doğurmadın, bir çocuğunuz varsa ikinci nerde kaldı gibi sorular soran olmaz 🙂

Bununla bağlantılı olarak farklı diller, dinler, etnik kökenler, cinsel kimlikler, cinsiyetler, bedenlere saygıyla ve anlayışla yaklaşırlar. İnsanlar kendisinden farklı veya kendisine uygun bulunmayan birine aşık olduğu için sokaklarda öldürülmez, istediği meslekte huzur içinde çalışabilir. Farklı diye zorla fuhuşun kollarına itilmez. Farklılığını gizlemek zorunda kalmaz. “Olduğu gibi görünerek ve göründüğü gibi olarak” yaşayabilir. Londra’da Türkçe de dahil olmak üzere 300’den fazla dil konuşulur. Kültürel çeşitliliğin kültürel zenginlik demek olduğu hep hatırlanır.

2-Tatil / seyahat: İsterseniz işten izin almadan, hafta sonu bile Fransa’ya ve Belçika’ya trenle  (Eurostar), diğer Avrupa ülkelerine ise şehrin beş havalimanından birinden uçakla gidebilirsiniz. (Daha uzak olmasına rağmen Türkiye’ye bile haftasonu gidip dönen arkadaşım var 🙂 Buralara uçak bileti ve otel promosyonlarını takip ederek uygun fiyatlara seyahat edebilirsiniz. Ayrıca Londra’da dünyanın her yerine, pek çok cazip paket tatil veya uçak + otel paketi seçeneği   bulunuyor. Birkaç ay önceden rezervasyon yapılırsa İngiltere dışındaki lüks  otellerde ucuza konaklama imkanı var mesela.

3-Müzeler: İlginç ve en önemlisi ücretsiz müzelere sahiptir. British Museum’da dünyanın dört bir yanından getirilmiş arkeolojik eserleri, National Gallery’de meşhur tabloları, National Portrait Gallery’de Kraliyet ailesi başta olmak üzere, sanat ve spor dünyasından tanınmış İngilizlerin portrelerini, Victoria and Albert Museum’da sanat ve tasarım harikalarını, Science Museum’da bilim-tekniği, Natural History Museum’da canlıları, Museum of London’da Londra tarihini, London Transport Museum’da ulaşım araçlarının tarihini hem de hiç para vermeden, sınırsız inceleme şansınız hep bakidir.

4-Kültür-Sanat: Tiyatro, müzik gibi sanat alanlarında İngiltere dünyanın sayılı ülkeleri arasındadır. Müzikalleri New York’la yarışır. Dolayısıyla kültür endüstrisi ve yaratıcı endüstrilerin kalbi de başkent Londra’da atar. Eğer sanatçı, yazar, fotoğrafçı, tasarımcı, şarkıcı, mimar, reklamcı iseniz ilham kaynaklarınız sonsuzdur.  Mimarisi özeldir. 200-300 yıllık binalara sık sık rastlarsınız. Kral Edward, Kral George ve Kraliçe Victoria döneminin yapıları mimari olarak kendine özgü ve birbirinden farklıdır. Bu dallarda eğitim görecekseniz de tavsiyem Londra’ya gelmeniz 🙂

5-Moda / yaratıcılık: Biraz da buna bağlı olarak sokaklarda New York ya da Paris’in tersine, sokak modasına uyan, egzantrik insanlar görürsünüz. Her ne kadar smokin Londra’da icat edilmiş olsa da, şık giyimli İngiliz beyefendileri kadar, kendine has, son derece özgür sokak modasına uyan, uyumsuz iki parçayı gözünüze uyumlu göstermeyi başarabilen çok sayıda insan da burada yaşar. En önemlisi siz de böyle giyinebilirsiniz! 🙂 Kimse size garip gözle bakmaz. Londra pazarlarından vintage giysiler, eski porselen ve gümüşler, lezzetli ve egzantrik yiyecekler alabilirsiniz.

6-İnsana ve zamana saygı: Bir yol kapatılacağı ya da toplu taşımada planlanan bir bakım çalışması olacağı zaman en az bir hafta önceden duyurulur, yolcular alternatif yollardan gitmeye teşvik edilir. Mesela bakım çalışması nedeniyle o hafta sonu bir tren hattı kapatılacaksa onun yerine istasyonun önünden aynı yöne giden ücretsiz otobüsler kaldırılır. İnsanlar yolda bırakılmaz. Ayrıca toplu taşıma araçlarında, özellikle de metroda iki dakikalık gecikme olsa bile genelde anons yapılır, gecikmenin nedeni açıklanır ve özür dilenir. İnsan zamanına kıymet verilir. En önemlisi kuyruk / sıra kutsaldır. Kimsenin önüne geçilmez, sıraya kaynak yapılmaz. Yapan da uyarılır.

Fotoğraf: ingiliz filiz

7-Toplu taşıma: Ucuz değildir ama kalitelidir. Sistemde dakiklik esastır. En pahalı semtlerde yaşayan zenginler bile, “designer” veya lüks mağazalardan (mesela Selfridges gibi) alışveriş yapıp onların poşetleriyle otobüse biniyor bazen. Geçen gün gelişmiş ülke fakirlerin arabaya değil, zenginlerin otobüse bindiği ülkedir diye bir şey okumuştum, aynen o hesap. Otobüslerle ilgili bir-iki nokta daha: yeni kurallara göre bir buçuk saat içinde otobüsler arası aktarma yaparsanız ikinci otobüsünüz bedavaya geliyor. Ayrıca son metro ve otobüsler 00.30’da biter, ancak bu saatten sonra sabaha kadar birçok hatta gece otobüsleri bulunur. Londra’nın yeni Belediye Başkanı Sadık Han sağ olsun, artık bazı metro hatları da Cuma ve Cumartesi geceleri sabaha kadar hizmet veriyor.

8-Her şey yavaş da olsa tıkır tıkır işler: Her şey sistemlidir, planlıdır. İşler yavaş (bazen biz Türklere göre çok yavaş! 🙂 ama düzgün yapılır, adımlar geç ama sağlam atılır. Geç olur, güç olmaz. İnşaat ve yol yapımında da böyledir bu, genel olarak çalışma hayatında da. Bu yüzden hızlı trenlerde insanlar ölmez, şehirlerde döşenen kaldırımlar her yıl yeniden döşenmez veya bir yerinden kırılmaz. Bir işyerine yeni eleman alınacaksa tek değil, en az iki mülakatla, hatta bazen ekstra sınavlarla, testlerle alınır.

Fotoğraf: ingiliz filiz

9-Bölge halkına, semt sakinlerine saygı: Eğer yaşadığınız semtte yeni ulaşım hatları veya kentsel dönüşüm gibi konularda yeni projeler yapılacaksa mutlaka o bölgede yaşayanların fikri alınır, bölge halkına danışılır. Bu projenin sonuçları da şeffaf şekilde ortaya konur. Mesela hala inşaatı süren Crossrail tren hattı projesi için, TfL (buranın İETT’si) kendi emaillerine abone olan herkese bir emaille fikirlerini ifade etmeleri için anket yapmıştı. Benim şu an yaşadığım bölge de kentsel dönüşümden geçiyor, her yerde rezidanslar, kuleler dikiliyor. Ama bunları yapan inşaat şirketlerinden belli aralıklarla eve mektup geliyor, konsültasyon için biz bölge sakinlerini toplantıya çağırıyorlar, fikrimizi söylememizi istiyorlar ve bize bilgi vermeye hazırlar.

10-Yeşil alanlar: Şehrin ortasında kocaman ve çok sayıda park bulunur. Zone 1’de yani merkezde yer alan büyük parkların çoğu eskiden Kraliyet mensuplarının avlanma yerleriymiş, sonra halka açılmışlar. Londra yüz ölçümünün yüzde 47’si yeşil alanmış! Kimse de şehrin ortasında kocaman park var, dur şurdaki ağaçları keseyim de kilise, rezidans, AVM, otel yapayım filan demez 🙂 Aptal olduklarından değil, halkın yaşam alanını elinden almamak için. Bu parklara gidince banklarda oturabilir, çimlerde piknik yapabilir (kimse Avrupa’daki ve Türkiye’deki gibi çimlere basmayın demez!), kitap okuyabilir, koşabilir, yürüyüş yapabilir ve sincapları, ördekleri vs izleyip stres atabilirsiniz. Koskoca Londra’da şehir merkezinde bile sincap ve tilki görmek mümkündür. Bazılarının içinde göl ve deniz bisikleti oluyor. Kayık kiralama imkanı da olabiliyor. Yazın bazılarında konserler de düzenlenir. Mesela Hyde Park’ta gittiğimiz Blur konserinde iyi eğlenmiştik. Ünlü İngiliz yazar Charles Dickens’ın deyimiyleParklar Londra’nın akciğerleridir.”

Fotoğraf: ingiliz filiz

Peki, Londra’nın sizin sevdiğiniz yanları neler? 🙂 Yorumları alalım! 😉

Takip edin, beğenin, paylaşın dilerim 🙂

6 Comments

  1. Gerçekten çok faydalı bilgiler vermişsiniz. Emeğinize sağlık. Eski blogunuzu da okudum. Biz de eşimle gelme planları yapıyoruz. Çok büyük bir karar bizim için. Allahtan onda AB pasaportu var. Ben de ondan yararlanacağım. Sormak istediğim, ben İnşaat Mühendisi’yim. Geldikten sonra kalacak bir yer bulup iş arayacağım tabii önce bir adres gösterip çalışma iznine başvurmam gerekiyor. Bu izin ne kadar sürede çıkar? Bazı ülkelerde başvuru yaptıktan sonra geçici çalışma izni veren bir kağıt veriyorlar. 3-4 ay çalışmasak ortalama kaç sterlinle gelmeliyiz. Bir de İnşaat Mühendisi arkadaşlarınız var mıdır 🙂 Faydası olabilir.

    1. Merhaba Uğur Bey, çok teşekkür ederim yorumunuza 🙂 Umarım buradan memnun kalırsınız. Bence iyi bir karar. Bir denemekte yarar var.
      Adres konusunda da öncelikle hostelde kalıp o sırada iş ve ev arayabilirsiniz belki, daha hesaplı olur. Orayı adres gösterebilirsiniz. Veya oda tutabilirsiniz.
      AB vatandaşı eşi olarak çalışma izniniz bizim aldığımız çalışma izinlerinden farklı. O nedenle bu konuda yorum yapamayacağım maalesef. Biz zamanında Tier 1 çalışma vizesiyle ve Türk pasaportuyla geldiğimiz için bu konuda hiç bilgim yok. Bunu Londra’da AB pasaportuyla yaşayan insanların forumlarından öğrenebilirsiniz sanırım.
      Geldiğinizde işiniz hazır olmayacaksa bence en az 3 aylık yaşam masrafınızı biriktirmiş olarak gelin. Kira, yiyecek, ulaşım gibi kalemler önemli. Odada kalırsanız daha az para harcarsınız ve biriktirdiğiniz para daha uzun süre dayanır. Ev arkadaşlarınızla konuşarak İngilizcenizi de geliştirebilirsiniz. Birkaç ay böyle bir deneyim iyi olabilir. Daha sonra tabii her evli çift gibi sadece size ait bir alan isteyeceksiniz 🙂
      İnşaat mühendisi arkadaşım ise İngiltere’de maalesef yok. Çok yardımcı olamadım size ama, başka genel sorularınız varsa burdayım 🙂

  2. hiç aklımda yokken aklıma ingilterede yaşamayı soktunuz 🙂 ben kanada arasında gidip geliyorum.. fakat yurtdışında, huzurlu, türk olduğum için nefret edilmeyeceğim, özgür ve mutlu olabileceğim bir ülkede yaşamayı çok istiyorum..

Leave a Reply

Bu blogu takibe almaya ne dersiniz? :)