Facebooktwittergoogle_plusFacebooktwittergoogle_plus

Beşiktaş’taki meşhur kaymakçı Pando’da bir kere kahvaltı etmiştim seneler önce… Üniversiteliydim, arkadaşlarım götürmüştü. O zaman çok ahım şahım bulmamıştım ama olsun, 119 yıldır hizmet veriyorken neden kapansındı ki? Beyoğlu’ndan sonra Beşiktaş’ı da tek tipleştirme ve ruhsuzlaştırma operasyonu başlamış anlaşılan. Karaköy’deki balıkçıları, üstelik toprak üstündeki ağaçlarla birlikte yıkmışlar geçen gece belediye ekipleri. Galataport’a otel olacakmış. İnsanın oteliniz kafasına yıkılsın diyesi geliyor. Akın Balık’ta daha iki yıldan kısa süre önce çatal bıçak şaklatmamış mıydık tencere-tava yerine, saat tam 21.00’de?

Pando da gitti…

Niye İstanbul’a dönmüyorsun diye ısrarla soranlara sözüm: Niye döneyim, neresine döneyim İstanbul’un? Bir semtten geçerken her seferinde içim sızlasın diye mi? Bildiğim kentimden geriye yakında bir şey kalmayacak. İstanbulluyum diye övünmekten vazgeçmeye kaldı ramak. Bu duygusal işkenceye her gün tanık olmak kadar insanın içini acıtan az şey vardır herhalde. Artun Ünsal ustanın Cumhuriyet’te yayımlanan 21 Haziran 2015 tarihli yazısı “Pando’nun sütevi”nde dediği gibi, bir şehri şehir yapan insanların ve hatıraların sıcaklığıdır. Ne acı ki, 50 yaşını geçmiş insanların “bizim zamanımızda” diye başlayan yakınmalarını ben nispeten genç bir insan olduğum halde, 30lu yaşlarımın başında dile getirir oldum. Hatta rahmetli Alkazar ve Emek sinemalarını sayarsak 20’li yaşlarımın sonundan itibaren… Hepimizin anılarını çalmayı sonunda başardılar galiba. Dargınım, kırgınım. “En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız” belki ama geçmişimizi elimizden alırlarsa geleceği nasıl kurarız?

Bu gidişle eski günlerimizin hiçbir kanıtı kalmayacak elimizde. Anlatsak inanmazlar geçmişimize…

Takip edin, beğenin, paylaşın dilerim 🙂

Leave a Reply

Bu blogu takibe almaya ne dersiniz? :)