Facebooktwittergoogle_plusFacebooktwittergoogle_plus

Dün havanın güneşli olmasından faydalanıp erkenden kalkarak Doğu Londra’ya doğru yol aldık. Niyetimiz Londra’nın meşhur çiçek pazarı Columbia Road Flower Market’ı keşfetmekti. Hoxton istasyonu yakınındaki bu pazar yeri, her haftanın sadece son günü, sabah 8.00’den 15.00’e kadar açık. Ama aldığım duyumlara göre güzel çiçekler saat 10.00-11.00’den sonraya pek kalmıyormuş. Ama tabii pazarın kapanışından bir saat önce giderseniz de her şeyde indirim yapılıyormuş.

Fotoğraf: Özgür Yüzak

Burada buket çiçekler, bitkiler, çiçek soğanları ve saksı çiçekleri formatında, çiçek üzerine ne ararsanız var. Beklediğimden küçük bir yermiş, ama canlı gitar müziği, güneş ve çiçeklerin renkleri bizi mutlu etmeye yetti de arttı bile. Londra’da çiçekler İstanbul’dan da pahalı. Ben de nasıl olsa ölecekler mantığıyla sık çiçek alan bir insan değilim. Ama buradaki tüm çiçekler piyasa fiyatının yarısına satılıyor ve insanın içini açıyor. Dolayısıyla değişik renklerde üç adet ortancayı almakta gecikmedim 🙂 Pazar yerinin müşteri kitlesi ise son yıllarda Doğu Londra’yı esir alan “hipster”lardan yaşlı teyzelere kadar geniş bir yelpazaye yayılıyor.

Fotoğraf: Özgür Yüzak

Buradaki dükkanlar 1860’lı yıllarda inşa edilmiş. Çiçek pazarı ise ilk başta Cumartesi günleri kurulurken bölgede yaşayan (ve ibadet günleri Cumartesi olan) Yahudi nüfusunun artmasından dolayı Pazar günleri kurulur olmuş. 1970’li yıllarda pazar yerinin yıkılması gündeme gelmiş, ama yerli halk buna direnerek hem pazarı hem de mahalleyi yıkılmaktan kurtarmış. 1980’li yıllarda ise pazar uluslararası çapta üne kavuşmuş.

Resimde görülen rengarenk dev ortancalardan birkaçı da benim oldu 🙂 (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Burada çiçek tezgahlarının arkasında antikacılar, eskiciler, sanat galerileri, küçük kafeler, “vintage” elbise, yiyecek, dekorasyon malzemeleri ve bijuteri satan dükkanlar da var. Pazarın ortasındaki avlunun bahçesinde, minik ampullerle süslenmiş küçük bir kitap rafı bulunan kafe çok hoştu mesela. Biz oturmadık ama pazarı gezdikten sonra oturup kahvaltı yapmak veya kahve yudumlamak için gözüme ideal göründü.

Pazar yerinden ayrıldıktan sonra Stoke Newington bölgesindeki Clissold Park’a düştü yolumuz. 1889’da açılmış olan bu dev park, 2006’da ülkedeki en güzel yeşil alanlara verilen Yeşil Bayrak ödülünü almış. Park ve bahçeler yeşil alan özelliklerini gerektiği gibi muhafaza edebildiler mi sorusunu yanıtlamak için her yıl yeniden denetleniyor ve bu sınavı geçenlere ödül tekrar veriliyor. Clissold Park da 2006’dan bu yana her yıl ödülü tekrar almaya hak kazanan parklardan biri olmuş. Ödülü verenler haksız değiller, zira parkta boş yeşil alanların dışında çocuklar için oyun, yetişkinler için egzersiz / spor alanları, tenis kortu, bovling sahası ve minik ama şirin bir kafe de bulunuyor.

Fotoğraf: Duygu Özgür
Bu da parkın akşam görünümü… Gotik kilise kulesi, hava kararmaya başladığında hem hayranlık verici, hem de ürkütücü görünüyor.
(Fotoğraf: Duygu Özgür)

Bitmedi, parkta 100 yıldan uzun süredir de çeşitli hayvanlar yaşıyormuş. Kelebekler, egzotik kuşlar, tavuklar, keçiler ve geyikler!   Kelebek kubbesinin içine biz gittiğimizde girilemiyordu, ama diğer tüm hayvanları görme şansına eriştik.

Clissold Park’taki geyiklerden birini uyuklarken yakaladık…
(Fotoğraf: Özgür Yüzak)
(Fotoğraf: Duygu Özgür)

Parktaki kafede ve mini hayvanat bahçesinde güneşin tadını çıkardıktan sonra yakınlardaki Abney Park Mezarlığı’na girdik. 18. yüzyıl başlarında hayata geçen bu “bahçe” ise, Avrupa’da bir mezarlığın içinde oluşturulmuş ilk arboretum olma niteliğini taşıyor ve içinde 2.500 ağaç bulunuyor. Rahmetli Amy Winehouse’un 2007 tarihli meşhur şarkısı “Back to Black”in mezarlık sahneleri da burada çekilmiş.

Mezarlıktan huzur verici bir görüntü…
(Fotoğraf: Duygu Özgür)
Duygu’nun fotoğraflarını takibe almak isterseniz Instagram adresi: http://www.instagram.com/duyguooo (Fotoğraf: Duygu Özgür)
Fotoğraf: Duygu Özgür

Parkın çıkışının, mezarlığın ise girişinin bulunduğu Church Street ise gezimizin son durağıydı. Burada bağımsız, minik dükkanlar, eskiciler, ikinci el satan giysi mağazaları, güzel ekmek yapan ve satan şarküteriler / deli’ler ve pub’lar bulunuyor. Sokağa yakın yaşamış, Robinson Crusoe’nun yazarı Daniel Defoe’nun adı verilen, sevdiğim pub’lardan biri de burada. Eskiden bu sokakta daha çok dükkan varmış, ama “hipster” istilası sonrasında bölge çok değer kazandığı için bu dükkanların bazılarının yerini bugün emlakçılar almış. Bence bu gelişme, sokağın özgün kimliğini zedelemiş.

Daniel Defoe pub’dan bir kesit…
(Fotoğraf: Duygu Özgür)

Günü Kuzey Londra’nın “butik bira” cennetlerinden The Jolly Butchers pub’da noktaladık. İngiltere’nin en iyi 10 pub’ından biri olarak görülen Jolly Butchers’ta 10 çeşit fıçı bira dışında, Belçika, Almanya ve ABD gibi ülkelerden gelen 80’den fazla çeşit şişe bira da satılıyor. Burayı sevmemin asıl nedeni Londra’da Belçika’nın enfes biralarını tadabileceğiniz az sayıda pub’dan bir olması.  Ayrıca Almanya’daki Bavyera bölgesinin tütsülenmiş birasını da satıyorlarmış, bir dahaki sefere de onu deneyeceğim 🙂

Rehberlikleri için arkadaşlarım Duygu-Beyti çiftine teşekkürü bir borç bilirim 🙂

ADRESLER:

 

  • Clissold Park Clissold Park – adres: Stoke Newington Church Street, London, N16 9HJ

 

  •  Abney Park Mezarlığı (Abney Park – adres: Abney Park, Stoke Newington High Street, London, N16 0LH

 

  • Daniel Defoe pub adres: 102 Stoke Newington Church Street, London, N16 0LA

 

  •  The Jolly Butchers pub (Jolly Butchers Pub – adres: 204 Stoke Newington High Street, London, N16 7HU
Takip edin, beğenin, paylaşın dilerim 🙂

Leave a Reply

Bu blogu takibe almaya ne dersiniz? :)