Facebooktwittergoogle_plusFacebooktwittergoogle_plus

Yeni bir yıldan hepinize merhaba… Umarım bu yıl sizler için tüm dileklerinizi gerçekleştirme ve hedeflerinize ulaşma fırsatı bulacağınız, harika bir yıl olur! 🙂 Yılbaşından önce Londra’da Noel kutlandı pek tabii. Kasım ayından itibaren Londra’nın merkez semtleri, vitrinler hep ışıl ışıldı. Bu dönemde mağazalar Noel şarkıları çalıyor, insanların elleri paketlerle dolu, sevdiklerine hediye ve kart göndermek isteyenler postanelerde uzun kuyruklar oluşturuyor, Noel panayırları ve pazarları kuruluyor, buz pateni mevsimi başlıyor… Ve tabii ki animasyon filminde Jim Carrey’nin oynadığı, meşhur Charles Dickens klasiği “A Christmas Carol” gibi Noel’e özgü kış gösterileri tiyatroların programına dahil ediliyor. Londra’da sahnelenen bu Noel’e özel gösterilerden biri de “Nutcracker on Ice”, yani dünyaca ünlü Fındıkkıran balesiydi.

1891’de meşhur Rus besteci Çaykovski’nin bestelediği Fındıkkıran, ertesi sene ilk kez, St Petersburg’da sahnelenmiş. O zamandan bu yana da Noel döneminin gözdelerindenmiş. Fındıkkıran’da olaylar Noel gecesi geliştiği için Batılı ülkelerde Noel döneminde çok oynanır olmuş. Hatta ABD’de Noel zamanı o kadar çok Fındıkkıran sahneleniyormuş ki, oradaki bale kumpanyaları yıllık gelirlerinin yüzde 40’ını bu oyundan kazanıyormuş!

The Nutcracker on Ice-Buz Üzerinde Fındıkkıran’ın Londra afişi

Çaykovski’nin en popüler eserlerinden biri olan eser, Romantik Dönem’e aitmiş. Ben klasik müzik evde koyup dinlemem, Fındıkkıran’ı da ilk izleyişim, nereden biliyorum bu melodileri diye düşünürken, okudum ki TV’lerde yayınlanan Noel reklamlarında bu müzikler kullanılırmış. Dolayısıyla ezgiler aklımın bir köşesinde kalmış 🙂

Oyun ayrıca masalsı, gerçeküstü bir doğası olduğu için çocuklara da yönelikmiş. Nutcracker on Ice bu balenin buz pateni pistinde oynanan versiyonu. Ben de hem Fındıkkıran’ı bir izleyeyim, hem de buz pateni gösterisini severim, ikisi birleşince eminim şahane bir şey çıkar diyerek biletlerin üstüne atladım. Noel tatilinde Londra’ya bizi görmeye gelen annem, babam ve eşimle beraber, merkez Londra’nın en tarihi ve estetik konser salonlarından Royal Albert Hall’un yolunu tuttuk. İnşaatı 1871’de tamamlanan ve Kraliçe Victoria’nın açılışını yaptığı salonun koltuk kapasitesi ise 5.272. Burası birden çok barı ve lokantası, 12 kapısı olan devasa bir konser salonu. Gündüz buraya rehberli turlar da düzenleniyor. Birkaç yıl önce gittiğim Sezen Aksu konseri de burada düzenlenmişti.

Salonun güzelliğine bakın...
Şu salonun güzelliğine bakar mısınız?

İki perdelik oyunun konusu ise Clara adlı bir kızın 1900’lü yılların başında Rusya, St Petersburg’daki evinde Noel gecesi yaşadıkları: Vaftiz dedesi Clara’ya Noel’de oyuncak bir kurşun asker (fındıkkıran olarak çevrilmişti) hediye eder. Clara çok sevinir ve bununla oynamaya başlar. Oyuncak, herkes yattıktan ve gece yarısı geçtikten sonra canlanarak yakışıklı bir prense dönüşür. İkinci yarıda ise Clara’nın Şekerlemeler Ülkesi’ndeki düşlerini izleriz. Eşimin tanımıyla bu perdede çeşitli tatlılar kol kola girip dans ettiler 🙂 Babam “Filiiz, bak tiramisu çıktıı!” diye heyecanlı bir sesle bağırınca kahkahaları koyverdik 🙂 Halbuki onlar kahveymiş, ne bilelim biz 🙂 Arabistan’dan kahve, Çin’den çay, İspanya’dan çikolata ve Rusya’dan şekerleme sırayla sahneye çıkıp kendilerine özgü kostümleriyle danslarını yapmışlar da haberimiz yokmuş 🙂

Kostümler genel olarak rengarenk ve hoştu. Ama bu bölümün kostüm yıldızı kırmızı-siyah giysileriyle İspanyol çift oldu. Bir de farelerin kostümleri başarılıydı. Oyuncuların çoğunun kıyafetleriyle aynı veya en azından uyumlu renklerde patenler giymesi de estetik bir ayrıntıydı. Mesela farelerin elleri ve ayakları pembe olur diye, şeker pembesi eldivenler ve patenler giyiyorlardı.   Ama Arabistan’dan gelen kahveler trapezciye dönüşünce anladık ki, oyunun koreografının hayal gücü de Clara’nınki kadar geniş 🙂 Dolayısıyla akrobasi de gösteride yerini aldı. Bazı patenli dansçıların buzun üzerine ateşlerle çıkması güzel bir kontrast oldu. Ayrıca özel efektler ve patlatılan volkanlar da vardı.

Oyunun buz pateni versiyonunun tek dezavantajı, pistin dekora yer bırakmamasıydı. Ama teknolojinin olanaklarını iyi kullanarak arada bir değişen dijital dekorları ve orkestrayı pistin arkasında duran büyük ekrandan yansıttılar. Orkestra epey küçük olmasına rağmen iyi  iş çıkardı.

Bütün dansçılar çok iyi performanslar sergilediler. Solo, çift ve grup olarak danslar dışında nefes kesici dönüşler, sıçrayışlar oyun boyunca birbirini izledi. Bu kumpanya 2004’te kurulmuş,  Imperial Ice Stars’mış (İmparatorluğun Buz Yıldızları). Bu performansı Londra’daki üçüncü kez gerçekleştiriyorlarmış. Ödüllü kumpanya, dünyanın beş kıtasında da gösteriler yapmış. Bu dansçılar ayrıca Külkedisi, Operadaki Hayalet, Peter Pan ve Karmen gibi oyunları da buz üzerinde canlandırıyorlarmış. Daha fazla bilgi için internet siteleri şurada: Patencilerin dikkatini dağıtmamak için gösteri sırasında fotoğraf ve video çekmek yasaktı, dolayısıyla size ancak kendi çekmediğim fotoğrafları ve fragmanı sunabiliyorum.

 

 

 

Oyun maalesef Londra’da perdelerini kapattı. Kumpanyanın bir sonraki durakları İtalya ve Güney Afrika, ama bu kez Fındıkkıran yerine “Kuğu Gölü” ve “Uyuyan Güzel”e buz üzerinde hayat verecekler.

Hepinize şekerleme tadında bir yeni yıl dilerim! 🙂

Takip edin, beğenin, paylaşın dilerim 🙂

2 Comments

  1. Ne kadar güzel özetledin ..

    İçinde her şey vardı..

    Yaşamınızın buz üstünde istediğiniz yöne pürüzsüs kaymasını dilerim.

    Sevgiyle kalın.

Leave a Reply

Bu blogu takibe almaya ne dersiniz? :)